Sınır Tanımayan Fotoğrafçıların Hikayesi Tozlu Raflarda

Sınır Tanımayan Fotoğrafçıların Hikayesi Tozlu Raflarda

Milyarlarca insanın yaşadığı güzel dünyamızı fotoğraflamaya başlamadan önce neredeyse bütün insanlığın unuttuğu iki kelimeyle başlayalım bu hikâyeye. O iki kelime “insan olmak”. Hayatın hemen her alanında insan olmayı unutmuşuz sanki. Her ne kadar bütün içeriğimiz fotoğrafçılıkla ilgili olsa da insanlığın unuttuğu insanlığı, yine insanların kurtaracak olmasını bütün kalbimizle istiyoruz.

 Fotoğrafın en önemli özelliklerinden biri si de belge niteliği taşımasıdır. O anı, o olayı, o insanları kayıt altına alır fotoğraf. Bugünlerde gazetelere dergilere televizyonlara baktığımda görüyorum ki fotoğrafçılar ikinci dünya savaşında kayıt ettikleri görüntüleri kayıt ediyorlar. Sanki her şey yeniden yaşanıyor. Savaş, kan, acı, ölüm. Gelecek nesillere bıraktığımız bu belge niteliğindeki fotoğraflara bakan torunlarımız, onların torunları ne düşünür hakkımızda acaba? Elbette Onlara bir gelecek bırakabilirsek. Bakın Martin Luther King ne demiş, “Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik, ancak kardeşçe yaşamayı unuttuk.” bu sözden hareketle, bizlerde fotoğrafçı olmakla birlikte iyi bir insan olmayı unutmayalım.

Gelelim hikâyemize, hikâyemiz tam burada bu dizüstü bilgisayarın başında bu satırları yazarken başlıyor aslında. Her ne kadar bu satırları yazarken bu hikâyeyi başlatsak ta işin özüne inince göreceğimiz şudur ki her fotoğrafçı kendi hikâyesi yazar. Bizim yazacaklarımızsa hikâyesini yeni yazmaya başlayan o fotoğrafçılara bir rehber olacaktır.  Gel gelelim yazacaklarımıza. Yazacaklarımız, fotoğraf, fotoğrafçılık ve fotoğraf makineleri üzerine benim bildiklerim gördüklerim öğrendiklerim öğreneceklerim, anladıklarım ve anlattıklarımdan ibaret olacak. Ne biliyorsun derseniz bilmem hep beraber ne bildiğimi göreceğiz. Elbette ilerleyen dönemde bizlere katkı sağlayacak birçok fotoğrafçı ve fotoğraf sevdalısı olacağı inancını taşımaktayım. Öyle hissediyorum çünkü.

Bununla birlikte bu hikâyede başrolü hepimizin paylaşacağına inanıyorum. Bu hikâyeye ayak basan herkes kendi hikâyesini yazarken burada da  kendine bir rol bulacaktır. Sadece fotoğraf çekmeyeceğiz çünkü. Fotoğraf çekerken  hayata, yaşama, insanlığa bir katkı sağlarız düşüncesiyle bu hikâye sürüp gidecek. Umut ediyorum ki siz değerli fotoğraf severler de bu  hikâyeye  hem fotoğraf adına hem de insanlık adına bir tuğla koyarsınız. Bunu nasıl mı yapacağız? İlerleyen dönemde bunu hep birlikte  göreceğiz.

Günümüzde  eline fotoğraf makinesi alan hemen herkes ben fotoğrafçıyım diyor. Fotoğrafçıyım diyenlere, fotoğrafçı diyebilmek için bir kriter yok çünkü. Bir ölçüsü yok ki sen fotoğrafçısın diyelim. Makinen varsa fotoğraf çekiyorsan fotoğrafçıyım diye ortaya çıkıyorsun. Ben kendim, fotoğrafçıyım diyemiyorum diyebilmem için bir kriter görmüyorum çünkü.  Makinem var, fotoğraf çekiyorum, bu işten para kazanmışlığımda var, iyi fotoğraf çektiğime inanıyorum kendimce ama kendime fotoğrafçı tanımını bir türlü yakıştıramıyorum. Çünkü bitmiş olan bir şey yok. Yani tıp fakültesini bitirirsen doktorsundur, hukuk bitirirsen avukat ama fotoğrafçılık için bir üniversite yada başka bir kriter olmadığı için fotoğrafçıyım diye ortaya çıkmak biraz saçma oluyor. Bunun nedeni fotoğrafın bir sanat dalı olması aslında bir sanatta oldum erdim tamam ben buyum demek çok zor. Ben fotoğrafçı değilim ama fotoğraf çekiyorum diyebilirim ancak bu şartlarda. Peki, siz söyleyin kendimize fotoğrafçı diyebilmemiz için ne gerekli? Türkiye’deki fotoğrafçıların sayısı dört haneli rakamları bulmaz düşüncesindeyim.  Burada önemli olan bir başka önemli hususta  fotoğrafçıyım demeden önce ben insanım ve insanlığa şu kadar katkı sağlıyorum diyebiliyor muyuz?

Zamana, tarihe, doğaya, dünyaya tanıklık eden bizler bunu kayıt altına alırken dikkat edeceğimiz en önemli hususlardan biriside fotoğraflarımızı en güzel şekilde ulaşması gereken yerlere ulaştırmak ulaştıramadığımız durumlarda ise onları en güzel şekilde arşivlemek olmalıdır kanımca. Çektiğimiz fotoğrafları gittiğimiz yerlere, yaşadığımız olaylara ve çekilen fotoğraf çeşitlerine göre yapmalıyız bu arşivlemeyi. Bunun nedeni her fotoğrafçı aynı zamanda zamanın bir tanığıdır.

Zamana tanıklık eden biz fotoğrafçılar bu belgeleri de en iyi şekilde saklamalıdırlar. Gün gelir zaman akıp gider her şey değişir ama sizin fotoğraflarınız en güzel şekilde arşivdedir. Diyeceksiniz ki bunu niye anlattın? Öyleyse size başıma gelen bir olayı anlatayım.  Öğrencilerimizle bir kaç yıl önce Denizli Güney Şelalesini Fotoğraflamıştık. Çok güzel fotoğraflar var şu an arşivimde. Peki, şu anda aynı fotoğrafları çekmemiz mümkün mü? Elbette imkânsız. Niye mi? Bir heyelan sonucu güney şelalesi tahrip oldu. Artık benim çektiğim o güzelim fotoğrafları bir daha çekmemiz mümkün olmayacak. İşte bu sebepledir ki Zamana doğaya tanıklık eden biz fotoğrafçılar bunun ehemmiyetini de kavramalı ve ona göre davranmalıyız.

Sözü getirdiğim bu yerden devam ettirmek isterim. Sürekli felsefi bir yaklaşımla devam ettirdiğim bu yazının asıl amacı “Sınır Tanımayan Fotoğrafçılar” misyonunu ortaya koymak ve dünyaya insanlığa katkı sağlayacak olan bu hikâyenin amacını belirlemekti.

Sınır Tanımayan Fotoğrafçılar fotoğraf çekmekle birlikte hem insanlığa hem yaşama hem de doğaya bir nebzede olsa katkı sağlamak fikriyle ortaya çıktı. Hani 1994 yılında Sudan’da savaş fotoğrafçısı Kevin Carter tarafından  açlıktan ölmek üzere olan küçük bir kız çocuğu ile onun ölümünü bekleyen bir akbaba fotoğrafını hepimiz biliyoruz. “Kevin Carter o olaydan üç ay sonra ‘O an sadece gazeteci olduğumu düşünüyordum. Şimdiyse sadece insan olduğumu’ diyerek yaşamına son verdi.” Ne zaman fotoğrafla ilgili bir şeyler anlatsam hep bu fotoğraf geliyor aklıma. Ne zaman soframa konulan yemeği beğenmemezlik etsem bu fotoğraf çıkıyor karşıma. Ne zaman işimden şikâyet etsem yine bu fotoğraf karşımda. Beni çok derinden etkilemişti bu fotoğraf. İşte Sınır Tanımayan Fotoğrafçılar fikrini ortaya çıkaran ilk bu düşünceydi. Sadece fotoğraf mı hayır. Önce İnsan sonra fotoğraf.

En nihayetinde biz bir insani yardım kuruluşu değiliz elbette. Ancak biz yani Sınır Tanımayan Fotoğrafçılar İnsanlığa elinden geldiğince katkı sağlayan bir fotoğrafçı topluluğuyuz diyebiliriz.  Peki, bu katkı nerede nasıl ortaya çıkar diye soralım kendimize. İnsanın olduğu her yerde insani vazifelerimizi yerine getirmekle çıkar diyebiliriz. Neler onlar diye bakalım. Fotoğrafını çektiğimiz o kedi var ya belki de günlerdir aç, fotoğraf etkinliğine gittiğinizde oraya bıraktığımız o çöpler var ya onların bir çoğu 400 yıl orada kalacak, fotoğrafını çektiğimiz o ayakkabısı yırtık çocuk var ya hep öyle mazlum kalacak, fotoğrafını çektiğimiz o dede var ya, iki kelam edilmeye muhtaç, fotoğrafını çektiğimiz o Suriyeli komşularımız var ya, onlar belki hiç vatanına dönemeyecek, o fotoğrafını çektiğimiz göl var ya, dibinde yüzlerce çöple bir gün kuruyup gidecek, işte biz bütün bunların bilinciyle yaşamalıyız bu fotoğraf sevdasını. Gözümüz gönlümüz hep bunlarla dolup taşsın. Taşsın ki hep insanlığımızı hatırlayalım. Ne zamanki insan olduğumuzu unuttuk işte o zaman ne anlamı var bu hikâyenin?

Uzayıp giden bu hikâyeye, Kimi  K2 Zirvesinden, Kimi Başkentimiz Ankara’dan, Kimi Ağrı dağından, Kimi Suriye’den, Kimi Karadeniz’den, Kimi Ayasofya’dan, Kimi MotoGP’den, Kimi Saffetin Garajından, Kimi Issız yollardan, Kimi Issız dağlardan, Kimi Van gölünden, Kimi evden, Kimi işten, Kimi Sokaktan, Kimi Dünyanın Uzak diyarlarından, Kimi Kim bilir Belki Aya ilk ayak basan Türk’ten, Kimi Gökyüzü sevdalılarından, Kimi Türkiye’den, Kimi Dünyadan Fotoğraflarla ve  O fotoğrafları çekerken hissettikleriyle katılacak bu hikâyeye.

Biz burada fotoğraf adına bu hikâyeye katkımız, fotoğraf sevdalılarına gerek fotoğrafçılıkla, gerek fotoğraf makineleriyle, gerekse fotoğraf ekipmanlarıyla ilgili ihtiyaç duyulan bilgileri sunmak, paylaşmakla mükellefiz. Bildiklerimizi anlatmak, bilmediklerimizi öğrenip öğretmek kendi fotoğraf hikâyesine yeni başlayanlara yol göstermek bizim amacımız.

Siz değerli fotoğraf severler, her zaman gerek sosyal medyada, gerekse bir çok fotoğraf paylaşım platformunda gerek arkadaşlarınızın gerekse diğer fotoğraf severlerin paylaştığı fotoğrafları veyahut arkadaşınızın size çekip gösterdiği bir fotoğrafı içtenlikle bilginizin yettiği ölçüde pozitif bir anlatımla eğrisini doğrusunu, yanlışını karşıdaki kişiyi kırmadan incitmeden güzellikle anlatmaya çalışın. Eğer fotoğraf güzel değilse güzel demeyin. Beğenmediyseniz sırf beğenmek için fotoğrafı beğenmeyin. Bravo, süper mükemmel gibi yorumlar yapacaksanız gerçekten o fotoğrafın onu hak ettiğine inanıyorsanız bu yorumu yapın. Sırf yorum yapmak için, karşıdakinin de sizin paylaştığınız fotoğrafa yorum yapmasını istediğiniz için kötü bir fotoğrafa iyi süper demeyin. Yaptığınız bu yorumlar zannetmeyin ki fotoğrafı çekene iyilik yapıyorsunuz tam aksine onu köreltiyorsunuz. Çünkü fotoğrafı çeken kişinin çektiği fotoğraf kötüyse siz ona iyi fotoğraf derseniz arkadaş kendini geliştiremeyecek. Bir fotoğrafa yorum yaparken yapıcı eleştirilerde bulunmak her zaman en doğru yaklaşım olacaktır. Sınır Tanımayan Fotoğrafçılar olarak her zaman içtenlikle fotoğraflara yorum yapılmasını arzu ediyoruz çünkü  fotoğrafı çeken kişileri, bu yapıcı içtenlikle yapılan yorumların geliştireceği muhakkaktır.

Unutmayın ki bir sanatçı ya da fotoğrafçı her zaman eleştirilere açık olmalıdır. Çünkü içtenlikle yapılan yapıcı eleştiriler fotoğrafçılığımızı geliştirebilmemiz için şarttır. Bakın ne demiş Goethe “Yanında eleştirici bir dost varsa, insan çok daha çabuk ilerler.” gerek eleştiren gerekse eleştirilen olduğunuzda karşıdaki kişiyi yapıcı eleştirdiğinizde veyahut size yapıcı bir eleştiri geldiğinde bundan mutluluk duyun. Ancak kimseye çamur atmayın, çamur atanlardan da uzak durun. Güzel ülkemizde iyi fotoğrafçılar yetişememesinin nedenlerinden biride budur. Ne eleştirmeyi biliyoruz, nede eleştirilmeye tahammül edebiliyoruz.  Hâlbuki sizi bir adım ileriye taşıyacak olan bu eleştirilerdir. Elbette dostça yapılan, yapıcı eleştiriler.

Bir diğer husus ekipman sevdalısı olmayın. Ne demek ekipman sevdalısı. Diyaframı enstantaneyi kompozisyonu öğrenmeden tam kare mi alsam, aynasız mı alsam, şu lensimi alsam bu lensimi alsam diye ortalığa düşmeyin. En nihayetinde günümüzdeki DSLR fotoğraf makinelerinin hemen hepsi istisnasız yeni başlayan biri için en az 3 yıl fazlasıyla yeterli olmaktadır. Binlerce TL döküp aldığınız o tam kare makineler çekmiyor fotoğrafları siz çekiyorsunuz çünkü. İyi makine alsam iyi fotoğraf çekerim düşüncesinde iseniz emin olun sizin hikâyeniz başlamadan bitmiş  demektir.

Elbette ki iyi ekipman size katkı sağlayacaktık ancak bu katkı yeni başlayan bir fotoğrafçı için yüzde 1 bile değildir. Diyaframı enstantaneyi ışığı kompozisyonu bilmiyorsan elinde D3100 olsa ne yazar 5D mark III olsa ne yazar. Bunu şöyle örnekleyelim, en iyi daktiloyu alsan en iyi yazar olamayacağın gibi, en iyi arabayı alsan iyi şoför olman mümkün olmayacağı gibi en iyi makineyi alsan en iyi fotoğrafı da çekemeyeceğin aşikardır. Unutmayın , “Amatörler ekipmanı, profesyoneller zamanı, ustalar ışığı düşünür. (Vernon Trent)”. Siz her zaman ışığı düşünün, çünkü fotoğraf ışık demektir, ışıkla çizmek demektir. Anlamı Işıkla çizmek olan bir sanatta ışığı düşünmek yerine ekipmanı düşünmek amatörlükten başka bir şey değildir. (Burada kastedilen amatör fotoğrafçılar değildir, amatör fotoğrafçı, o işin amatörü değil; karşılık beklemeksizin, zevk için fotoğrafla  uğraşan demektir. Yoksa ticari kaygısı olmayan nice amatör fotoğrafçılar vardır ki fotoğraflarına hayran kalırsınız.)

Saygı duyun ve küçükte olsa katkı sağlayın. Günümüzde ne kadar hasret kalmışız dimi bu kelimeye saygı duymak. Kime saygı duyacağız. Esasında hayatımızda yer alan her şeye, eşimize, annemize, arkadaşlarımıza, doğaya, hayata, topluma karşı saygı göstermemiz gerekmiyor mu? Fotoğrafçılıkta bu böyle. Sizlere bir şeyler öğreten fotoğraf severlere, blog yazarlarına, fotoğrafçılık hocalarınıza saygı gösterin. Saygı gösterelim. Saygı gösterelim ki bizlerde saygı görelim. Sizlerin fotoğraflarına eleştiri yapanlara teşekkür edin. Fotoğraf bloglarının daha güzel daha kaliteli yazılar yazması için o yazılara olumlu olumsuz eleştiriler bırakın. Sosyal hesaplarını beğenerek takip ederek, bloglardaki reklamlara tıklayarak onlara destek olun. Destek olun ki daha güzel daha içtenlikli daha kaliteli yazılar yazılsın sizler için.

Bugün Türkiye’de doğru dürüst fotoğraf dergisi, fotoğraf bloğu yok. Bunun nedeni fotoğraf severlerin gerek bloglara gerekse bu dergilere destek vermemesidir. Küçükte olsa sağlayacağınız bir katkı emin olun ki sizlere kat kat fazlasıyla geri dönecektir. Fotoğraf gezilerine çıktığınızda sizden daha bilgisi az olan arkadaşlarınıza bildiklerinizi anlatın gösterin. Emin olun ki Fotoğrafçılık daha çok pratikle ve  çekimlere çıktığınızda birbirinizle olan bilgi alışverişlerinizle daha hızlı ilerliyor.

Eğer bilginiz olduğu bir konuda yazmak istediğinizde gerek bize gerekse diğer bloglara misafir yazar olun. Bize göndereceğiniz tüm yazıları içtenlikle en kısa sürede yayınlayacağımızdan emin olabilirsiniz. Sizin bu yazılarınız hem size katkı sağlayacak hem de bu yazıları okuyanlara katkı sağlayacaktır. Unutmayın ki bilgi paylaştıkça çoğalır.

İnsanın yazdıkça yazası geliyor. Söylenecek anlatılacak çok şey olsa da bu yazı yeterince uzadı. İlerleyen zamanlarda daha detaylı, konulara daha çok eğildiğimiz birçok yazı sizleri bekliyor olacak. Sizlerin göndereceği yazılarda burada yer bulacak. Sınır Tanımayan Fotoğrafçılar Hikâyesi, sizlerin de katkılarıyla bir çok fotoğrafçının kendi hikayesini yazmasına yardımcı olacak.  Bu hikâyede her fotoğrafçının yer bulması temennisiyle. Işığınız bol olsun…

Tozlu raflarda yerini alan hikayemiz başka şartlarda, başka zamanlarda, başka dünyalarda can bulması temennisiyle. Sağlıcakla kalın.

 

Yazar Hakkında

Fotoğrafçılık, Fotoğraf Makineleri, Fotoğraf Ekipmanları Hakkında Bilgi ve Haberleri İçeren Fotoğraf Severlerin Buluşma Noktası.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.