Fotoğraf Günlüğüm (12 Ocak 2014)

Fotoğraf Günlüğüm (12 Ocak 2014)

Uyuyordum.  Uyumak dünyada en büyük nimet sanırım. Uyuyamasak nasıl olurdu dünya acaba ?  Eşimin telefonun sesiyle uyandım.  Uykulu halimle eşimin arkadaşının eve kahve içmeye geleceğini anlayabilmiştim. Sabah sabah ne kahvesiydi bu diye düşünürken eşim arkadaşının eşini otogarda uğurladığını ve bize uğrayıp bir sabah kahvesi içmek istediğini öğrendim.

Hımm evet olabilirdi . “Canım bende o zaman çekime gideyim. Hem sizde rahat rahat oturursunuz.”   Neyse akşam sosyal medyadan sabah kahvaltısına çekime gidemeyeceğimi ve işimin olduğunu yazmıştım. Durumlar değiştiğine  göre Fotoğraf ekipmanlarını kapmamla evden çıkmam bir oldu. Buluşma saati epey geçmişti aslında.  Önce kahvaltı yapılacak, sonra çekim yapılacaktı Pazar günü etkinliğimizde.  Dolmuş durağına doğru yürürken toplanacağımız yeri hatırlama çalışıyordum.

Ne kadar hantal yapmıştık biz insanlar beynimizi. Eskiden telefon numaralarını ezbere bilirken şimdi şu halimize bakın.  Kendi telefon numaramızı bile unutur olduk.  Bazen kendimizi bile unuttuğumuz oluyor ya neyse. 🙂

Konumuza dönelim. Arkadaş bu dolmuş niye gelmiyor. Normalde daha çabuk gelmesi lazım. Bugün Pazar dimi kesin geç gelir. Arkadaşları arasam gelip beni alsalar. Ama olmaz ki şimdi onlar kahvaltı yapıyorlardır. Ayıp olur kahvaltıdan kaldırmak. La gelsene dolmuş niye gelmiyon. Geleceksen gel gari .  ha ha tamam geliyor. Ulen dolmuşçu ne olur daha çabuk gelsen. Dolmuş kartım nerde. Bak onu da unuttum neredeydi bu kart yav???

“Alo. Barış ne yaptınız. Kahvaltı  yapmaya mı çalışıyorsunuz. İyi tamam bende geliyorum”  Neyse ki kahvaltı bitmemişti. İyi aman aman çekime çıkmadan karnımı doyuracağım ve üstüne çay. Çay olmasa napardık biz. Üzerine kitap yazılmış  çay, Türk çayı .

Türk Çayı
Türk Çayı

Neyse dolmuşun koltuğuna oturmuş gökyüzünü izliyordum. Hava parçalı bulutlu ve güneşliydi. Bulutların arasından sızan güneş yüzüme vuruyor yoldan geçenlere baktıkça ayrı bir dünyadaymışım gibi hissediyordum. Bir fotoğrafçı gözüyle dünya daha güzeldi.  İşte fotoğrafçının bakış açısı dünyayı daha anlamlı kılıyor bambaşka dünyalara götürüyordu.  Evet asl olan zaten farklı bakmaktı. 20 kişi de aynı konuyu çekip eğer farklı kareler elde edebiliyorsa işte fotoğrafçıları farklı kılan da bu değil miydi ? 100 kişi bir tarihi çeşmeye baksa hemen hepsi onun tarihi bir çeşme olduğundan bahsederken, 100 fotoğrafçı o  tarihi çeşmenin fotoğrafını çekse hepsi ayrı kareler elde ederdi.  İşte önemli olan hem farklı olanı yakalayabilmek hem de  fark olmayanda fark bulabilmekti fotoğraf.

g1

 

 

Tüh be yanlış indik ilerki durakta incektik sanırım. Yoksa burdamı incektik. Neyse indik artık. Tabanlara kuvvet. Koşturmaca halinde. Pazar günü saat 11. Sokaklarda tek tük insanlar yürüyor. Esnaflar camlarını temizliyordu. Güneş hafifçe sırtımı ısıtıyordu o koşturmacada. Anaaaa la bu dolmuş ta buraya kadar geliyormuymuş. Lem boşa yürüdük o kadar yolu iyimi, yok böyle bişi yav. Akılsız başın ayaklar çekermiş zahmetini. La nerdeydi bu hasbahçe . Daha önce 2 kez geldiğim yeri bulamıyorum iyimi. Şu sokaktamıydı. Eeee burdada yok. Nerdeydi bu. Birine mi sorsam. Yok yok sormayayım şimdi Cem yılmazın dediği gibi (Faruk eczanesi ) olayına döner bu iş.  (Faruk eczanesi.hımmmm. faruk kırahathanesi olmasın. hımmmm). Ey iyisi bildiğin yol demişler dön başa. Ha tamam bu sokaktı.

Sokakta güvercinlerin bulunduğu bir dükkan. Güvercinler her zaman barışın huzurun sembolü olmuştur bu dünyada biz insanlar için. Nedendir bilinmez bu dünyada neyi paylaşamıyoruz hiç  anlamış değilimdir. Güçlünün güçsüzü ezdiği tok olanın aç olanı düşünmediği bir dünya.  100 yıllık ömrün olsa o kadar malı mülkü nereye sığdıracaksın.  Yok arkadaş neye inanırsan inan gideceğin yer toprağın altı. Çürüyüp gitceksin işte. Biraz çevrendeki insanları hayatını kolaylaştırsan ne olur ki ? Ah şu egomuz yokmu egomuz.

Not: (Evet acıktım. Yemekten sonra gerisine devam edeceğim :))

Neyse sonunda vardım has Bahçeye. Burası eski cezaevinin olduğu tarihi bir mekan. Yanına bir kafe tarzı bir yer var. “merhaba arkadaşlar. Merhaba hocam. ”  Kahvaltı masasında yok yok. Canonlar Nikonlar her şey var yani : ) Evet herkesin yüzü gülüyor ne güzel gülen yüzler görmek. İnsanlar hep gülse hiç üzülmeseler. Yüzlerindeki gülücükler hiç solmasa. Dünya daha iyi bir yer olsa ne güzel olurdu değil mi ?

Neyse kahvaltımız bitirken yerini güzel ve keyifli bir sohbet alıyor.  Aramızda olan birkaç arkadaş geceden kalma. Geceden kalma derken gizli gizli çekime gitmişler gece. Yıldız pozlama ve uzun pozlama için  Blaundus antik kentine gitmişler daha sonra öğrendiğimiz üzere. Neyse önemi yok. Zaten benim gitmem söz konusu değil. Gece etkinlikleri benim gibi evli insanlar için çok uygun değil. Gitmek isterdim tabiki.  Bekar olup yıldız pozlayacağıma evli olup uyumayı tercih ederim. 🙂

Kahvaltımız bitti. Yeter artık çok oturduk. Muhabbet koyu olunca genelde böyle olur. Hesapları ödedik.  Çıktık bahçeye şu tarihi mekanı bir çekelim.

g3

 

Fotoğraf bazen zaman makinesidir derlerya tarihi mekanlarda öyledir aslında. Bakıldığında  o tarihi mekanlarda yaşananlar, yaşayanler hep gelir aklımıza. İşte bu mekanda o tarihi mekanlardan birisi. Biraz farklı çok eski bir hapishane nihayetinde. Burada yaşananlar genelde hüzün yüklü. Ah o parmaklıklar yokmu o parmaklıklar. Ne acılar, ne hasretler, neler neler görmüşler.

g5

 

Şairin dediği gibi ;

Göklerde kartal gibiydim.
Kanatlarımdan vuruldum;
Mor çiçekli dal gibiydim,
Bahar vaktinde kırıldım.

Yar olmadı bana devir,
Her günüm bir başka zehir;
Hapishanelerde demir
Parmaklıklara sarıldım.

 

Yani hayata şöyle bir baktığımızda neden yapmak yerine yıkıyoruz, sevmek yerine nefret ediyoruz, güldürmek yerine ağlatıyoruz hiç anlayamıyorum. Gün gelecek herşey bitecek geriye dönüp baktığımızda ne göreceğiz. Avucumuzda ne kalacak. Fazlasıyla kırgınlık, üzüntü, nefret mi görmek istiyoruz avucumuzda yoksa bir tutam sevgi ve mutluluk ve gülücükler mi ?  Ömür dediğin nedir ? Sonunda elinde kalacaklar nedir? Bunlara bakmak gerekiyor, bakıp da hayatı ona göre yaşamak daha güzel olmaz mı ?

g5

 

Artık demir almak vakti gelmişti bu tarihi mekandan. Arkamızda geçmişi bırakıyor, geleceğe hep beraber yürüyorduk fotoğraf severler olarak. Hepimiz ayrı dünyaların insanı olsak ta bizleri bir araya getiren fotoğraftı.

g4

 

İnsanların bir çatı altında toplandığı yerlerde çok güzel bir enerji oluşur. Tek başınıza çekime çıksanız çok sıkılırsınız yanınızda en azından bir arkadaşınızın olması en güzeli.  Ne güzel ki bizim çekimlerimize katılımcı sayısı yeterli.  Sıcak havalarda bu sayı iki hatta üç katına çıkıyor.

Gittiğimiz mahalle bir göçmen mahallesi. Ben göçmenlerin her zaman yanlış anlaşıldığını düşünürüm. Her ne kadar bizden ayrı bir dünyada yaşasalar da. Onların birbirlerine olan tutkusu, insanlara olan saygıları beni hep şaşırtmıştır. Acilde görev yaptığım zamanlar bunu oldukça iyi anladım.

g10

 

Biz güvercinleri çekmeye çalışırken onlarda bizi izliyor. Az ilerleyince içlerinden bir delikanlı birkaç güvercin alıp geldi. Uzaktan belki güvercinler çok güzel görünüyor ama çok yakından bakınca onlardaki masumiyet tıpkı çocuklardaki gibi.  Başladı teker teker güvercinleri uçurmaya. Bir iki kare yakalayabildik ama önemli olan  fotoğraf karelerinden ziyade onların özgürlüğe uçuşlarıydı. Adeta beni de ayrı diyarlara alıp götürdüler.

g2

 

Güvercin olurda kedi olmaz mı 🙂 Neyse yorulmuştuk. Günlerde kısa olduğu için  bir çay için dağılmaya karar verdik. Arkadaşlardan birisi Nikon d7000 almış. Otofokus noktalarını değiştirmeyi bulamamış. Bende Nikonsever olduğum için hemen bana attılar topu. İyide nikoncan olmakla Otofokus noktasının nerden değişeceğini bilmek apayrı bir şey. Bulamadık tabi. 🙂 Bilen varsa alta yazarsa sevinirim 🙂

g11

 

Eve dönme heyecanı sarmıştı hepimizi. Eve dönünce çantayı heyecanla bir kenara atıp, hafıza kartını makineye takınca duyduğumuz heyecan anlatılamaz. Sanki bir fabrikadan çıkan ilk araç nasıl heyecan verirse, o karttan çıkan fotoğraf kareleri de beni o derece heyecanlandırıyordu.

g9

Günün ardından geriye kalanlar insanların güvercinler gibi özgürlüğe olan inançlarıydı. İnsan özgür  olmalıydı, özgür olmalıydı ki uzak diyarlara uçabilsin. İnsan özgür olmalıydı ki insan olabilsin. Uçun kuşlar uçun siz uçtukça biz hep özgür olacağız.

Işığınız bol olsun.

 

 

 

Yazar Hakkında

Fotoğrafçılık, Fotoğraf Makineleri, Fotoğraf Ekipmanları Hakkında Bilgi ve Haberleri İçeren Fotoğraf Severlerin Buluşma Noktası.

Benzer yazılar

3 Yorum

  1. Cahit

    Güzl bi hafta sonu olduğu kesin fotoğraflardan belli de benim anladığım içinizde gizli bir şair varmışta siz bunu fotoğrafçılığa yönlendirmişsiniz gibime geldi 😀
    Ayrıca fotoğrafı büyütmeme rağmen makinanızın meodelini çözemedim.Rica etsem bu nikon fanatikliği nerden geliyor yada nikoncu olmak için bir sebep yazarmısınız?
    Sevgiyle kalın

    Yanıt
    1. ali

      teşekkür ederim hocam. gerçekten içimden gelen tüm hislerle yazılmış bir yazı:) beğendiğinize sevindim. makine d5100. nikon benim için hani her erkeğin içinde bir bmw sevgisi vardırya onun gibi birşey. ne bilim mercedes canonsa bmw nikon 🙂

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.