Efsanevi MAGNUM Fotoğraf Ajansı’nın Hikayesi

Efsanevi MAGNUM Fotoğraf Ajansı’nın Hikayesi

“Dünyanın daha iyi bir yer olmasına yardım etmek için, orada olman gerekir.” idealiyle yola çıkan fotoğrafçılar tarafından kurulan efsanevi MAGNUM Fotoğraf Ajansı 1947 yılında bir restoranda kuruluşunu tamamlarken, ajansın üç kurucu üyesi olduklarını ve ajansın kuruluşunun tamamlandığını daha sonra Robert Capa’dan öğrenecek olan Henri-Cartier Bresson, David Seymour ve George Roedger ilginç bir şekilde orada değildir.

Aslında ajansı kurma fikri gerçek adı Andre Friedmann olan Macar asıllı meşhur Robert Capa’ya aittir. Kafa dengi ve kendisi ile benzer düşünceleri paylaşan birkaç kişiyle birlikte işbirliği içinde faaliyet gösterecek ve üyelerine kendi işlerini tayin etme özgürlüğü sunacak bir ajans kurma fikri uzun süredir Capa’nın kafasını meşgul ediyordu. Bu fikrini fırsat buldukça farklı şartlar altında, farklı yerlerde karşılaştığı Henri-Cartier Bresson, David Seymour ve George Roedger’la da paylaşmıştı. Capa, dergi editörlerinin değil, kendisinin ilgisini çeken haberler üzerinde çalışmak isteyen özgür ruhlu bir fotoğrafçıydı. Dayatmalardan hoşlanmıyordu ve bu şartlarda çalışarak, ona ömrünün sonuna kadar gelir sağlayabileceği en ünlü fotoğraflarından bazılarını çoktan feda etmiş olduğunu kabul ediyor ve daha fazlasını feda etmek istemiyordu. Magnum, dergi editörlerinin patronluğuna son vermek, fotoğrafçıları kendi işlerinin patronları haline getirmek amacıyla kuruldu ve elli yıldan daha uzunca bir süredir de bunu başarıyla devam ettirdi.

Kendisi de bir gazeteci olan Russel Miller, Magnum’un bu başarılı ama bir o kadar da zorlu hikayesini inanılmaz bir akıcılıkla işte bu kitapta anlatıyor. Magnum olsa bile bir fotoğraf ajansının kuruluş hikayesini okumak ne kadar çekici olabilir ki diye düşünenler mutlaka vardır ama inanın bu kitap bir kuruluş hikayesinden öte, kendilerini bir aile olarak tanımlayan Magnum fotoğrafçılarının da hikayesini anlatıyor. Bu yazıyı yazmak yoğunluk sebebiyle birkaç günümü almış olsa da kitabı okumak sadece 3 günü aldı.

Ajansın kuruluş ve işleyiş hikayesine, ajansa katılan ünlü fotoğrafçıların hikayeleri eşlik ediyor ki sanırım kitabı elinizden bırakmamanıza sebep olan da bu. Tüm üyelerin hikayeleri olmasa da pek çok tanınmış fotoğrafçının ajansa katılış hikayesiyle birlikte, nerelerde, hangi şartlarda çalıştığı, ne gibi tehlikeler atlattığı öyle heyecan ve enerjiyle anlatılıyor ki insanın kitabı bıraktıktan sonra eline fotoğraf makinesini alıp, sokağa çıkıp fotoğraf çekmeye başlayası geliyor. He ne kadar Miller, sunuş yazısında bazı fotoğrafçıların göz ardı edilmiş olabileceği ihtimalinin farkında olduğunu belirtse de, kitapta 1953’de Magnum’a katılmış olan Ara Güler hakkında da bir şeyler okuyamamak açıkçası benim açımdan bir hayal kırıklığı oldu.

Dünyanın en iyi fotoğrafçılarının bile üye olmak için oldukça zor bir süreçten geçtiği bu efsane ajansta aslında işlerin hiç de sanıldığı gibi olmadığını okumak ilk başta oldukça şaşırtıcı geliyor ama okumaya ettikçe ve Magnum ailesini tanımaya başladıkça aslında bunun kaçınılmaz bir durum olduğunu siz de kabul ediyorsunuz. Eski büro şeflerinden Tom Keller, “üzerinde anlaştıkları tek şey, hepsinin parlak olduğudur. Bir bakıma, gerçekten öyleler” diyerek (kitaptan), aynı amaç için bir araya gelmiş olan bu insanların aslında pek çok konuda sürekli fikir çatışmaları yaşadıklarını ifade ediyor.

Bir diğer büro şefi ise, “Sakinlerinin tımarhanenin yönetimini almasına beziyordu”, diye yakınıyor. “Tam bir başıbozukluklar güruhuydu. Onlar her ne kadar olağanüstü yetenekli bir grup insan olsalar da, kurumu asla iyi yönetemediler. Magnum bir demokrasi değil, en hakiki anlamıyla anarşiydi, çünkü temel ilke çoğunluk adına en iyiyi yaratmak değil, bireylerin ne isterlerse yapma haklarıydı” (kitaptan).

Magnumdaki tek sorun hiçbir zaman bu anlaşmazlıklar ve fikir çatışmaları değildir. Magnum dünya tarihi üzerindeki bu büyük etkisine ve dünya tarihine ön cepheden tanıklık eden dünyaca ünlü fotoğrafçılarına rağmen sürekli mali krizlerle boğuşmuştur. Personel ve fotoğrafçılar arasındaki sorunlar ayrı bir başlıktır. Ayrıca fotoğrafçılar arasındaki sanat fotoğrafı ve haber fotoğrafçılığı kuruluştan itibaren devam eden bir tartışma konusudur. New York ve Paris ofisleri arasındaki anlaşmazlıklar da bu süre içinde hiç azalmadan devam etmiştir.

Bütün bu sorunlara rağmen ajansa katılan her fotoğrafçı, bu garip ve sorunlarla dolu ailenin bir üyesi olmaktan ne kadar büyük bir gurur duyduklarını dile getirirler. Çünkü Magnum üyesi olmak onlar için, “bir fotoğrafın künyesinde isimlerinin önüne “Magnum” eklenmesinin, sadece seçkin bir kulübe kabul edilmiş olmanın değil, bu kulübün mevcut üyelerinin onların girişini onayladığı anlamına da gelmektedir” (kitaptan) ve bu gerçekten her şeye değen bir şeydir.

Bu kitap sadece Magnum’un kuruluş hikayesi değil, çoğu zaman birbirleriyle anlaşamasalar, sıklıkla tartışsalar ve fikir ayrılıklarına düşseler de Magnum’u bir aile, kendilerini de bu ailenin bireyleri olarak gören dünyanın en ünlü ve başarılı haber fotoğrafçılarının hikayesi bu aslında.

Işığınız bol olsun. Sağlıcakla Kalın.

Yazar Hakkında

Fotoğrafçılık, Fotoğraf Makineleri, Fotoğraf Ekipmanları Hakkında Bilgi ve Haberleri İçeren Fotoğraf Severlerin Buluşma Noktası.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.